Şeker Bayramı mı, onu nereden çıkardın? - Hüseyin ŞENSU
Bizimle etkileşime geçin

Şeker Bayramı mı, onu nereden çıkardın?

Analiz

Şeker Bayramı mı, onu nereden çıkardın?

[Okuma Süresi: 4 dk] “Nereden çıkardın oğlum şekeri?” Asrı saadette şeker yoktu ki; Şeker Bayramı olsun! Ramazan-ı Şerif’in kutsal Bayramı “Ramazan Bayramıdır.”

Yarın bayram… Tüm müslüman aleminin yarın ki bayramını “Şeker Bayramı” olarak kutlayamayacağım… Köşemde; Ramazan Bayramı, Fıtır Bayramı diyebileceğimiz bu kutlu günün ve alakalı olarak kandil gecelerinin ne olduğuyla ilgili bir çalışma hazırladım sizlere.

Aziz Hocam, Allah ondan razı olsun, Onk. Dr. Haluk Nurbaki‘nin hem Alem-i Cemal’e intikalinin sene-i devriyesi olan 2 Haziran‘ı anmak vesilesiyle hem de iman edenler için “Kandil, bayram meselesinde” anlaşılması gereken “manevi detaylar” açıklığa kavuşsun diye…

Ha! Bir de, bunların hiçbiri ile alakası olmayan “Şeker Bayramı” kutlayıcılarına doğru bilgi aktarmak için…

Anakara Numune Hastanesi Camisinin minberinden verdiği, kayda alınan ramazan sohbetleri serinden ses dosyası. Redaksiyon çalışmasını yaparak kaleme aldığım bölümlerden bir yazı… Uzun oldu ancak mutlaka okumanız gerekiyor!

Buyurun efendim. Tamamını dinleyebilmeniz için de video formatı ekli tabii. 😉


Kandil diye simit yediğimiz günler!

Onk. Dr. Haluk NURBAKİ ─ Bayramlar İslam’da iki cinstir. Birisi; bu bayramların kullarca, kulluk hayatı için bayram olan bayramlardır… Ki, Kurban Bayramı ile Ramazan Bayramı. Bir de indi ilahi de Bayramlar vardır. Onlar indi ilahi de bayramdır; bizler için kandildir. “İndi ilahi de bayram, bizler için kandildir” ne demek? Bu mana alemindeki varlıkların tümü, bizim kandil diye simit yediğimiz günlerde büyük bir bayram yaparlar. Bunlar;

  • Mevlit Kandili: Efendimizin yeryüzüne teşrif ettiği günün Kandili.
  • Bir kandil Regaip Kandili: Efendimizin ilahi tahsisattan yeryüzüne gelmesi için görevlendirildiği gün. (“Anne Rahmine düştüğü…” falan diye yanlış, bilmedikleri için söylerler) Daha doğrusu “Ruhu Muhammedi’nin” anne rahmine, muhterem Amine annemizin rahmine intikal ettiği, gündür.
  • Ondan sonra Miraç Kandili var biliyorsunuz: Efendimizin ilahi huzura teşrif ettiği gün.
  • Ondan sonra Berat Kandili var: o da kulun gönlünde Cenab-ı Hakk’a karşı bütün arınmaların tamamlandığı bir özel gün.
  • Ve ondan sonra da Kadir Gecesi Kandili.

Yani biz “kandil” diyoruz bunlara, aslında “Manevi bayramlardır.”

Bugün de bu ilahi manevi bayramların pek güzelini Allah nasip ederse kutlayacağız. Mana ehli bakarlarmış da Kadir Gecesi gününü yaşadıktan sonra hâlâ cennette bir köşk alamayan insanoğlunun, enayiliğine gülmek lazım” der.

O kadar bol, ikram olduğu bir gün ki bugün; Kadir gecesini yaşadın hâlâ cennette köşkün yok mu?

Herkesin “bir şey kapacağı bir gece: Kadir Gecesi

Bu gece ne olmuş ki, dediğiniz zaman biliyorsunuz:

“İkra bismirabbikellezî halak, Halakal insane min alak, İkra ve rabbukel ekrem, Ellezî alleme bil kalem, Allemel insâne mâ’lem ya’lem”

…yani Cenab-ı Hakk’ın gönderdiği 5 ayetin geldiği gün, bugün. Dolayısıyla Kur’an’ın inzale başladığı an… Gün… gece.

Anlayabilmek için Kur’an’ın özelliğini – güzelliğini bilmek lazım gelir!

Bugünün özelliğini güzelliğini anlayabilmek için Kur’an’ın özelliğini güzelliğini bilmek lazım gelir. Sure-i Yusuf’ta, Cenab-ı Hakk’ın buyurduğu gibi Kur’an: Levh-i mahfuzun, ilahi hikmetlerin ve sırların, Arapça’ya tercüme edilmiş biçimde yansıdığı kitaptır.

Levh-i Mahfuz Arapçaya tercüme edilen şifreler kitabı!

Demek ki; elimizdeki kitap yeryüzünde değil de bütün evrendeki bilgilerin, hilkat öykülerinin derlenip toparlanıp, mevcut olduğu yere Levh-i Mahfuz, diyoruz. Yani ilahi ilmin komputer sistemlerinin beyni. Levh-i Mahfuz dediğimiz yer burası. İlahi tasarrufun “mutlak” içerisinde bulunan, bütün ilmin alındığı yere Levh-i Mahfuz, diyoruz.

Kur’an, Levh-i Mahfuz’un Arapçaya tercüme edilmiş “şifreler” kitabıdır.

İşte, Levh-i Mahfuz’un sırlarının insanoğluna verildiği gün olan bugün, ilahi bir bayram günü olarak tescil edilmiş. Nasıl edilmiş? Çünkü ilk defa, Cebrail, Nur Mağarası’nın kapısında Efendimize Sure-i Alak’ın 5 ayetini okuduğu zaman.

Bu öyle büyük bir tabloydu ki, ruhlar ve melekler Bu güzel anı kaçırmamak için Cenab-ı Hakk’tan müsade isteyerek Nur Dağı’nın etrafına akıştılar. Efendimize ilk tebligatın yapıldığı anı seyretmek için karaborsa bilet alıp, geldiler.

Neden karaborsa biliyor musunuz?

O an çok muhteşem bir an; kaçırılmaması gereken bir an! Onun için ancak ve ancak Allah’ın çok nazlıları gelip seyredebilirdi. Nitekim Cenab-ı Hakk’ın çok nazlıları o perdeden geldiler ve seyrettiler.

Bunların bulundukları alemler; Alemi Ervah, Alemi Melekut bizim boyutlarımızda olmadığı için bizim boyutlarımıza intikal edip de Fahri Kâinat Efendimiz’in bulunduğu Nur mağarasının kapısının önüne gelebilmek için ne yapmak lazım? O boyutlardan “izin alabilmek” lazım.

Cenab-ı Hakk’da onun ancak çok sevdiği ruhlara ve meleklere müyesser kıldı ve onlar etrafı seyrettiler… Bu büyük günü seyrettiler. Fahri Kainat Efendimiz’e Cebrail’in yaptığı tebligatı seyrettiler.

Kuru kuru ibadetle bu gemi yürür sanmışlar!

Bu tebligat aynı zamanda insanoğlunun içinde bulunduğu kör dövüşünden, kuyunun dibindeki karanlıktan kurtulma anıdır.

Çünkü o ana kadar Cenab-ı Hakk birçok peygamberler göndermiş… Kur’an’da geçen isimlerin dışında “binlerce peygamber” gelmiş. Bunların hepsi insanlara tebligatını yapmış; insanlar “Ha, demişler; hu, demişler” üç gün sonra her şeyi unutup tekrar zulmün, isyanın, ahlaksızlığın yuvasına düşmüşler.

Nitekim, İslamiyet geldiği sırada bir bakarsanız manzaraya Yahudiler, Yahudiliğini unutmuş; Hristiyanlar, hristiyanlığını unutmuş… Birkaç din adamı bir köşede çekilmiş:

“Yarabbi! Bu halkın arasına girip de ‘hakikati anlatmak’ mümkün değil! İş bitmiş, insanlar çürümüş; herkes birbirinin gözünü oyuyor, herkes birbirine zulmediyor, herkes birbirine yalan söylüyor, herkes Allah’a yalan söylüyor… Bu cemaatle bizim bir ilişkimiz kalmadı”

…demişler ve bir köşeye çekilmiş. Papazlar da hahamlar da… Hangileri haysiyetli olanları! Ötekiler halkın arasına girmişler, halkı aldatmaya devam etmişler. Cennetten köşkler satmışlar, zulümde hiçbir şey eksiltmemişler, “insanlara yardım” dedin mi hiç birisini yapmamışlar… Kuru kuru ibadetle bu gemi yürür sanmışlar! Yürütmemiş Allah!

Ve artık medeniyet çökmek üzereyken… O devirde islam güneşi çıkmış, evvela ilmi getirerek insanları kurtarmaya niyet etmiş, Allah!

***


Şeker Bayramı mı?
Şeker Bayramı mı?

Şeker yoktu ki; Şeker Bayramı olsun!

“Şeker Bayramı” dedikleri meğerse “Ramazan Bayramıymış” diyor, bir arkadaş bana bugün.

“Nereden çıkardın oğlum şekeri?” Asrı saadette şeker yoktu ki; Şeker Bayramı olsun! Ramazan-ı Şerif’in kutsal Bayramı “Ramazan Bayramıdır.” Allah ne onun kelimesinden ayırsın bu milleti; ne de o sabah elini açıp da;

“Aman Ya Rabbi! Biz bilemedik, beceremedik, orucunu bile doğru dürüst tutamadık…”

Diyenler de dahil olmak üzere; Allah, bu cemaati İslam olmak şerefinden ebediyen ayırmasın!

Hüseyin ŞENSU

A gerçekler padişahı, benim gibi bir münâfık gördün mü sen? / Dirilerinle diriyim, ölülerinle ölüyüm ben.

Yorum yapmak için tıklayın

Hemen bir yorum yapın!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

Biraz daha Analiz

Hızlı Dolaşım (!)

Reklam Alanı Kadraj Akademi Youtube kanalı
To Top